0 545 860 99 22

bilgi@kumbaravan.com

Barış'ın Duvarı

Barış Keskin

İstanbul Üniversitesi

Tiyatro Eleş. Drama.

1.Sınıf

Etkinlik Bilgileri

 

17 Kasım 2018

Trump Kültür ve Gösteri Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

İyi Geceler Anne

‘İyi Geceler Anne’ oyunu intihar etmeye karar veren bir kızın durumu annesine nasıl anlatacağını bilmemesiyle başlıyor. İlerleyen dakikalarda kızın annesine intihar edeceğini söylemesi  ve sonrasında annesinin kızını bu durumdan alıkoymak için gösterdiği mücadeleyi ve bu süreçte anne kızın karşılıklı konuşmaları esnasında birbirlerinden yıllardır sakladıkları gerçeklere tanık oluyoruz. Oyun sahne tasarımı açısından post-modern bir tarzda dizayn edilmiş ve ev adeta kefeni andırırcasına beyazlara bürünmüş. Beyazın çok yoğun kullanımı annenin sakladığı gerçekleri beyaz gibi insana huzur veren bir rengi arkasına sakladığı izlenimini de uyandırmakta. Oyunda kullanın müzikler her ne kadar iyi olsa da müziklerin kesilişi çok ani olduğu için bu durum izleyicide sürekli bir yarım kalmışlık hissi uyandırıyor. Oyunun ışık tasarımıysa dekorla tamamen uyumlu ve başarılıydı ancak oyun sürecinde teknik ekibi ara ara provadaymışçasına gereksiz bir şekilde ışıkla oynayıp düzeltmeleri izleyicinin canını sıkan bir durum oluşturmakta. Oyun genel itibariyle durağan bir şekilde anne kız diyalogları şeklinde ilerlediği için doksan dakikalık süre boyunca izleyicilerde ister istemez sıkılmalara,oyundan kopmalara neden olmakta. Oyun kapalı biçimde kurgulandığından dolayı olaylar düzlemsel bir çizgide ilerlemekte ama kırılma noktalarının çok az olmasından dolayı izleyicide etki bırakamamaktadır. Aynı zamanda oyuncuların ara ara konuşma diliyle değil de yazı diliyle konuşması ve  ‘r’ harfinin üstüne ara ara da olsa bastırarak konuşmaları bir diğer seyirciyi rahatsız eden unsurların başında yer almaktadır.

Merhaba Barış,

 

Oyunumuz ile ilgili yazınız bize ulaştı ve okuduk, oyunumuzu izlediğin ve görüşlerin için teşekkür ederiz.

 

Diğer oyunlarımıza da bekler, Tiyatro dolu günler dileriz.

 

Saygı ve Sevgilerimizle,

 

Ankara Sanat Tiyatrosu

Etkinlik Bilgileri

 

24 Kasım 2018

Su Gösteri Sanatları Merkezi - İstanbul, Fatih

Ev Yapımı

Nedir anneliği bu yeryüzünde kutsal kılan? Doğurmak mı yoksa doğurduğunun yasını tutmak mı? Nedir bunca savaşın,acının içinde insanı var kılmanın amacı? Nedir bunca zulmün ortasında sessiz kalışımızın adı? Her gün ölürken beş on bin güneşe karşı duyumsamayışımız neden başkasının acısını? Neden körüz bizden gayrısına?

Ev yapımı dertler yaratıyoruz kendimize. Ardından bu dertler için mücadele ediyoruz, zamanımızı yettiremiyoruz ve ardından gerçek dertlerimize zamanımızın yetmediği için vakit ayıramadığımız palavrasını sıkıyoruz. İşte Ev Yapımı oyunu da tamamen bu temelde hayatları olan üç kadının kendilerince vicdan rahatlatma ritüellerini daha doğrusu ev yapımı ritüellerini konu alan bir oyun. Üç kadın her hafta bir konu çerçevesinde bir evde toplanıp sessiz bir şekilde slogan atmaktalar ancak bu durumun kimse tarafından bilinmesini istememekteler çünkü duyulursa tüm konumlarını,itibarlarını kaybedeceklerini bilmektedirler. Hoş onların ki bu dertlere bir çözüm arayışı da değildir. Zengin ve yüce vicdanlarının bir çeşit masumane rahatlatılmasıdır o kadar. Onlar eylemlerini öyle bir yaparlar ki gerekirse kendileri bile katılmazlar!Susarak bu rezilliklere ortak olduklarını belki bildiklerinden sessizce susmamak isterler! Sessizce isteyişleri vicdanlarını rahatlatmaktan çok alışıla gelmiş düzenlerini bozmak istemediklerindendir. Öyle ya kendilerinin de dediği gibi kurulu düzen bozulur mu hiç? Nerede görülmüş bu? İşte sırf da bu yüzden ev yapımı eylemleri vardır onların. Ama verdikleri kilolar sözde uğruna toplandıkları insanlardan daha değerlidir ya da eşlerinin ultra lüks konumları bir insanın yaşamından değerlidir onların gözünde. Uzaktan bakınca Ev Yapımı oyunu sanki sosyetenin toplumsal olaylara göstermelik tepkilerini yansıtıyormuş gibi görünse de aslında bu tepkiler sadece sosyetenin değil hepimizin tepkileridir. Bir soruna sesi çıkan sadece üç beş kişidir. Tıpkı bizler de sosyeteler gibi olduğumuz yerden konumumuzu kaybetmemek adına sessizce,gizlice hak arayanlara destek veririz. Ama ne destek! Kimsenin duymadığı,varlığını hissetmediği,hiçbir halta yaramayan destekler, desteklerimiz! İşte Ev Yapımı oyunu bu temel mesajlar üzerine kurulu 60 dakikalık bir oyun. Oyunun dekor tasarımı sade ve gayet başarılı. Özellikle pembe rengin yoğun kullanımı ve gösterişli bardak, çatal gibi ögelerin kullanımı üç kadının içinde bulundukları toplumsal sınıfın onlara sağlamış olduğu rahatlık duygusunu açığa vurmaktadır. Oyunda kullanılan müziklerse hissettirilmek istenen duyguyu seyircide başarılı bir şekilde hissettirmektedir. Müzikler sayesinde seyirci kah eğlenir kah hüzünlenir. Aynı zamanda oyundaki müzikler oyunun canlılığını arttıracak niteliktedirler. Müziklerin geçişleri ve kesilişleriyse profesyonelce hazırlanmış, hiçbir rahatsız edici durumu içinde barındırmamaktadır. Oyuncuların birbirleriyle uyumları,dil ve beden kullanımları oyunda yaratılmak istenen duygunun seyirciye başarılı bir şekilde sirayet etmesini sağlamaktadır. Metnin sağlam kurgulanışı dolayısıyla yazar Şenay Tanrıvermiş’i tebrik etmek gerekir doğrusu. Oyunun ışık ve efekt tasarımlarıysa gayet dozunda ve güzeldi.

Siz de 60 dakikalığına da olsa kendinizden başkasının acısını duyumsamak istiyorsanız ama bunu mevcut konumunuzu kaybetmeden eğlenerek yapmak istiyorsanız buyurun Mask-Kara Tiyatrosunun sizler için hazırlamış olduğu Ev Yapımı eyleme!

Etkinlik Bilgileri

 

29 Aralık 2018

Sherlock - Hamid

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun hazırlamış olduğu “SHERLOCK-HAMİD”  oyunu Abdülhamid devri Makriköyünde geçmektedir. Midhat Efendi,istibdat devrinin jurnalcilerinden çok çekmiş hatta kumpanyasıyla birlikte hapsi boylamış bir tiyatrocudur. Daha sonra kendisini jurnalleyen Memduh Efendi tarafından hapisten çıkartılmış ancak kumpanyasını kurtaramamıştır. Bu süreçten sonra sünnetlerde meddahlık yaparak geçimini sağlayan Midhat Efendi’nin başına devlet kuşu konar! Dönemin padişahı Abdülhamid Han, Sherlock sevdalısıdır ve Yıldız Saray’ında bir Sherlock oyununun sergilenmesini ister. Ancak bir türlü bu oyunu sergileyecek kumpanya bulunamaz. Tam da o sırada Memduh Efendi’nin aklına Midhat Efendi gelir. Bin bir uğraşla Midhat Efendi’yi ikna eder ve ona toplumun dışladığı,ötekileştirdiği insanlarla bir kumpanya kurar ve bir oyun yazmasını söyler. Midhat Efendi’ye çok zorlanırsa gerçek bir cinayet olayını anlatmasını söyler. Midhat Efendi de gençliğine doyamamış,istibdatçılar tarafından katledilmiş kardeşinin hikayesini oyunlaştırır. Memduh Efendi yine bir jurnal olayıyla Midhat Efendi’nin yerine geçip tüm övgüyü üstüne almak ister ama olaylar hiç de beklediği gibi gelişmez. Hiçbir istibdatın kendisine dokunmayacağını sananlar istibdattan çekenler tarafından rezil edilir. Oyun hem istibdat dönemine ve o dönemde artan jurnalciliğe ve bunun toplumdaki yansımalarına eleştirilerini yöneltirken hem de Türk Tiyatrosunun mihenk taşlarından olan Güllü Agop’u sık sık anarak ona bir saygı duruşunda bulunmaktadır. Oyunun belki de en güzel ayrıntısı oyunda provaların yapıldığının söylendiği barut deposunun şu anda oyunun oynandığı mekan olması. Oyun genel itibariyle açık biçimle tasarlanmış ve oyuncular hem sahneyi hem de yer yer seyircilerin bulunduğu kısımları kullanmakta ve az da olsa seyirciyle diyaloglara girerek izleyicinin dikkatini arttırmaktadırlar. Oyuncuların oynayışlarıysa takdire şayandır. Oyunun müziklerinin bant yayını şeklinde verilmesi yerine arkada orkestra tarafında canlı bir şekilde icra edilmesi yine seyircinin takdirini çeken bir durumdur. Oyunun dekor tasarımıysa tamamıyla alkışı hak edecek türden. Siz de Abdülhamid Han devri Makriköyünde bir Sherlock oyunu seyretmek isterseniz buyurun Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun hazırlamış olduğu “SHERLOCK-HAMİD”  oyununa.

Etkinlik Bilgileri

 

08 Şubat 2019

Seni Seviyorum Türkiye

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

'Seni Seviyorum Türkiye' oyunu yaşadıkları hayattan mutlu olmayan ve bu mutsuzlukları çeşitli biçimlerde ortaya koyan veya saklayan beş insanın hayatını ülkemizin güncel şartları içinde bir çamaşırhanede sunmaktadır. Bu insanlar bir şekilde daha doğrusu bir tesadüf(!) üzeri bu çamaşırhanede yer almaktadır. Hepsinin de ortak özelliği içinde bulundukları ülke koşulları içinde mutsuz olmaları ve bu mutsuzlukları gizlemek, baskılamak ve bir şekilde bu duruma ayak uydurmak zorunda oluşları. Ülkenin giderek aldığı hal bu insanları nefes alamaz, hayatta var kılamaz hale getirmiştir. Kimisi mutluluğu yeni doğan bebeğinde kimisi ise yurt dışına çıkış hayalinde yaşamaktadır. Zamanında eğlendikleri bar bile artık bir çamaşırhane olmuştur ve geçmişlerini yıkayarak silip yok etmektedir. Tüm bu durum ise aslında buraya ait olan, buradan başka gidecek yeri olmayan insanlar için tam bir kaostur. Bu kaostan kaçışsa ancak bu kaosa tahammül etme yolu aramakta geçer. Ancak her gün başımıza bir şey gelebilir mi korkusu bu tahammül sürecini de fazlasıyla zorlar. Onları bir eşik haline getirir. Bu eşik onları susmakla haykırmak arasında bir yerde bırakan bir eşiktir. Kısacası bir varlık savaşında bırakmaktadır.

 

Oyun günümüz şartlarına yapmış olduğu atıflarla ve konusunun güncelliğiyle seyirciyi kendine çeken ve her an oyunun içine dahil olmasını sağlayan bir kurguya sahiptir. Açık biçim halinde tasarlanan oyunun en dikkat çeken bölümü oyuncuların birer mülteci konumuna girip seyircilere kendilerini beğendirmeye çalıştıkları sahneydi. Bu kısımda söylemiş oldukları "Ben esmer tenliyim ama Avrupalı gibiyim, benim terim kokmaz ki, ben çok iyi bok temizlerim" sözleriyle bizlerin zaman içinde hafızalarımızda yer eden trajedilere ait bildiğimiz, duyduğumuzda acılarımızı canlandıran sözlerdir. Oyunun dekor tasarımı sahne kullanımını epey kolaylaştıran türde olmasının yanı sıra sadeliği ve post-modern tarzıyla dikkati çekmektedir. Oyunun ışık ve efekt tasarımıysa seyirciyi oyunun içine çeken ve her an sizin de bu kaotik ortamda olduğunuzu hatırlatan bir tarza tasarlandığı için oldukça başarılı olmuş ve sırf bu yüzden bile takdiri hak edecek türdendir. Tek perdelik bu oyun, oyunun oynandığı sahnenin alışılmış İtalyan sahnelerinden olmamasıyla da dikkat çekmekte ve sanki bu sahne bu oyun için tasarlanmış gibi bir etki yaratmaktadır.

Kısacası "Seni Seviyorum Türkiye" oyunu bugün burada olan ve söyleyecek sözü olup buradan başka hiçbir yere gidecek yeri olmayanların oyunudur.

Etkinlik Bilgileri

 

24 Şubat 2019

Cıngıllı

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun hazırlamış olduğu ''Cıngıllı'' oyunu Türk Tiyatrosunda bugüne kadar yer etmiş, hepimizin hatıralarında yer alan kantoları,müzikalleri, oyun müziklerini bir araya getiren bir müzikli zaman matinesidir. Dünyada hiçbir yer yoktur ki sanatı siyasetten etkilenmemiş olsun. Ülkemiz de elbette bu durumdan çokça etkilenmiş ve haliyle sanatı da dolayısıyla tiyatrosu da bundan nasibini almıştır. İşte ''Cıngıllı'' oyununda oyuncular hem kronolojik olarak bize müzikleri sunuyorlar hem de o devrin özelliklerini, baskılarını, şartlarını ellerindeki kağıttan okuyup seyircileri adeta Türk Tiyatrosu tarihine dair bir yolculuğa sokuyorlar. Oyuncular müzikleri söylerken arka planda da o müzikallerin geçmişte çekilmiş görüntüleri sahneye yansıtılıyor ve seyircinin yüzünde tatlı bir tebessüme neden oluyor. Oyun bilinen ilk oyun müziğimiz olan Hacivat'ın perde gazeliyle başlayıp, Keşanlı Ali Destanı'ndan Deve Kuşu Kabale'ye oradan da Şan Tiyatrosu'na doğru eşsiz bir yolculuk yapıyor. Oyun süresince oyuncuların hem birbirleriyle hem de seyirciyle atışmaları oyuna ayrı bir lezzet katıp ta en başta söyledikleri ''Bu bir oyun değil müzikli zaman matinesi'' vurgusunu adeta gerçekçi kılıyor. Oyunun ilk anından beri sürekli acaba Ferhan Şensoy'un şarkılarında da söylerler mi diye düşünüp dururken 2.perdede ''İstanbul'u Satıyorum'' şarkısının çalınması ve öncesinde mevcut duruma atıfta bulunulması seyirciyi kendisine öyle bir çekiyor ki oyun adeta taçlanıyor. Ekibin sıcak tavırları, müziklerin sıralanışı gibi etkenler seyirciyi hep diri tutmakla kalmıyor aynı zamanda seyircinin de ekibe sık sık eşlik etmesine olanak tanıyarak birlikte üretmeyi sağlıyor. Açıkcası oyunu izlerken sık sık bu oyun tiyatro bölümlerinde izletilmeli, ihmal edilen müzikal tarihimiz gereken değeri görmeli diye düşünmekten kendimi alamadım. Başta da dediğimiz gibi bu oyun sadece tiyatromuzu değil tarihimizi anlatmakta ve bizim hangi süreçlerden geçtiğimizi, tiyatromuzun bu süreçlere nasıl tepkiler verdiğini ortaya koyan eşsiz bir oyun. Siz de hem yakın tarihimizi hem müzikal tarihimizi merak ediyor ve üstüne de bolca eğlenip şehrin hayından huyundan biraz da olsa kurtulmak istiyorsanız buyurun Bakırköy Belediye Tiyatrosu'nun hazırlamış olduğu ''Cıngıllı'' oyununa.