0 545 860 99 22

bilgi@kumbaravan.com

Damla'nın Duvarı

Damlanur Kırarslan

Boğaziçi Üniversitesi

Psikoloji

Hazırlık

Etkinlik Bilgileri

 

07 Kasım 2018

Kılçık Mekan - İstanbul, Kadıköy

Hayal Mesaisi Doğaçlama Turnuvası

Öncelikle kültür sanat bursuma böyle bir oyunla başlamak çok hoşuma gitti. Daha önce hiç doğaçlama performans izlememiştim, çok eğlenceli bir şey olduğunu öğrendim. Çünkü seyirciler de oyunun bir parçasıydı, bizim fikirlerimiz, oyuncuların yorumlayışları ve de tüm bunların yarışma konsepti içinde olması oyunu daha da eğlenceli hale getiriyordu. Aslında oyun, bize çok yabancı olmayan, her gün televizyonda gördüğümüz skeç  programlarına benziyordu ama bunu bir çarşamba akşamı, tatlı bir tiyatro sahnesi önünde, küçük bir seyirci topluluğuya birlikte izlemek çok daha samimi bir atmosfer yaratıyordu. Oyuncuların amatörlüğü ve tiyatroyu hobiymişçesine yapmaları beni ilk önce şaşırtmıştı fakat sonradan araştırınca gördüm ki oyuncular gerçekten de tiyatroyu hobi olarak yapan aslında başka mesleklere sahip kişilermiş. Bu da daha önce bahsettiğim samimi atmosferi pekiştiren bir etkendi çünkü jurinin yorum ve eleştirileri sayesinde oyuncular da bizimle birlikte işin inceliklerini öğreniyorlardı. Hem buna  rağmen oyuncuların yaratıcılığı ve oyunun doğaçlama olmasından kaynaklı asla durağan olmaması, her an yeni ve beklenmedik durumların oluşması ve bunları izlemek gerçekten çok keyif vericiydi. Böyle bir etkinliğin parçası olmamı sağladığınız için çok teşekkür ederim:)

Etkinlik Bilgileri

 

30 Kasım 2018

DARA

Profilo Kültür Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

Hayatımda izlediğim en etkileyici şeylerden biriydi bu oyun. Oysa gayet klişe bir konuya sahipti. Ama o kadar etkilendim ki oyundan ayrılırken midemde bulantılar hissediyordum.

Genç yaşta, anne babası ölmüş bir başına kalmış, abla ve kardeşin hikayesiydi konu, özellikle de kardeşin. Hayat şartları zor ve yıpratmış onları. Başlarını sokacak yuvayı ablanın sevgilisinde bulmuşlar. Böylelikle üçü yeni bir aile oluşturmuşlar ama biraz ilginç bir aile. Özellikle abla kardeşin arasında cevaplanmamış sorular var, ortam bu sorular yüzünden bir an geriliyor sonra her şey tatlıya bağlanıyor, erteleniyor sorunlar. Ama hayatın diğer zorlukları baş gösteriyor sonra, ablanın ve sevgilinin bir hayali var; restoran açmak Çiçek'se ( bahsettiğim kardeş) her zaman hayatı dalgaya alan bir karakter olarak pek oralı olmuyor. Ablayla (Burcu) sevgilisi (ne yazık ki onun adını anımsayamadım) ise gayet istekliler bu konuda hatta paralarının tamamını bu uğurda harcamışlar ve heyecanla bekliyorlar onları kurtaracak, hayatlarını düzeltecek restoranın açılmasını. Ama tefeciler ve hem tefecileri hem de arkadaşlarını dolandırıp yurt dışına kaçan bir ortak devreye giriyor bu noktada. Artık bütün oklar Burcu'nun sevgilisine çevriliyor, intikam alınacak kurban olarak o seçiliyor. Ama o kurban o kadar vicdansız ki tefecilerin daha ilk tehdidinde değerli canını kurtarmak için bir yolunu bulup para bulmak ya da kazanmak yerine kolay yoldan, elini bile kıpırdatmadan bir teklif sunuyor ortaya. Sevgilisinin kardeşini pazarlamak istiyor, Çiçek'i borçlarının silinmesi karşılığında tefeciye bir gecelik ödünç veriyor(!) Tefeci bile bu teklifi Çiçek'in açısından değerlendiriyor ilk, sonraysa kabul ediyor.

Bu andan sonra oyundaki tüm karakterler düşüncelerimizin aksinde davranıyor. Abla itiraz etmiyor, sevgili yüzsüzce Çiçek'e durumu anlatıyor ve Çiçek kabul ediyor. Böyle davranmalarının altında pek çok neden yatıyor. Sevgili için hangi neden yattığını bilmiyorum, yorumlamaya çalışmak da istemiyorum açıkçası. Ama Burcu ve Çiçek için bazı gerekçeler var. Burcu yıllarca Çiçek'i ve Çiçek'in ilgi odağı olmasını sağlayan hastalığını kıskanmış, o kadar kıskanmış ki bu onun Çiçek'e karşı nefret duymasına sebep olmuş. "Sen benim annemle babamı çaldın, sevgilimi de çalmana izin vermeyeceğim." diyor Çiçek'e. Çiçek'se yıllarca hastalığını yenmeye çalışmış, mücadeleyi kazanınca da ailesini kaybetmiş ve tek sahip olduğu varlık olan ablasını da kaybetmemek için teklifi kabul ediyor. Herkes son çare bu durummuş ve buna mecbur kalmışlar gibi davranıyor ama içten içe durumu benimsiyorlar bence çünkü çözüm aramaya çalışmıyorlar, dayatmaları kabul ediyorlar ve hatta dayatmaları kendileri yaratıyorlar oysa tek seçeneği kabul etmeyip çözüm arasalar bulabilirler.

O gece geliyor. Çiçek kızgın, şaşkın ve çaresiz. Tefeci, Kömür, bile şaşkın. Oturuyorlar, konuşuyorlar. Daha doğrusu Kömür konuşuyor Çiçek'e baktıkça. Böyle adalet olmaz olsun diyor. "Bizim köyde teraziyi dengelemek için konulan taşa dara denir fakat bu sefer dara bir taş değildi, bir çiçekti. Çiçek bile teraziyi düzeltemedi."

Epey geniş bir özet geçtikten sonra hikayenin geri kalanını paylaşmamayı tercih edeceğim. Çünkü ne bir daha anımsamak istiyorum ne de izlemek isteyenler için sürprizin tam anlamıyla bozulmasını. Umarım bu oyunu izleyenler ve izlemek isteyenler çoğalır çünkü bir cuma akşamı bu kadar kaliteli olan bu oyun hak ettiğinden çok daha az seyirciyle birlikteydi. Oysa bütün oyuncuların performansları, senaryo ve kurgu tek kelimeyle muhteşemdi. Perde geçişleri, müzikler, müziğin sesi, dekor (özellikle masa örtüsü, sürahi ve çiçek) her şey o kadar oyuna uygundu ki, oyunun etkisi bu detaylarla tamamlanıyordu.

Oyun başlamadan önce oldukça hasta hissediyordum, gözlerim kapanıyordu ama buna rağmen oyun başladığı andan itibaren 2 saat boyunca gözümü kırpmadan izleyebildim. Trajikomik anlar, mutluluk ve acı art arda bazen de aynı anda yaşanıyor tüm yoğunluğuyla hissediliyordu. Baya kendimizi izliyorduk ilk başta, bizim salonumuzdan bir sahne canlanıyordu karşımızda sonra yavaş yavaş işler değişti işte. Seyirce rahatsızlık vermeyi amaçlamışlar bu oyunla çok da güzel başarmışlar bence. Oyunda emeği geçen herkese ve izlememe vesile olan Kumbaravan ekibine gönülden teşekkür ediyorum.

Etkinlik Bilgileri

 

25 Aralık 2018

Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Alt Kat Sanat - İstanbul, Kadıköy

Tarihte en ilgimi çeken konulardan biridir 2. Dünya Savaşı, muhtemelen pek çok insan için de daha ayrı bir yerdedir bu konu. Küçüklükten beri bu konuyla ilgili ne varsa okunacak, izlenecek tüketmişimdir hepsini. Ama biri hariç. Anne Frank’ı nasıl gözden kaçırdım, unuttum; bilemiyorum.

Normalde kitabı okurum sonra filmini izlerim bu sefer hayal gücüm tam tersi yönde çalıştı. Şimdi Anna’yı hayal ederken aklıma, onun ete kemiğe bürünmüş düşünceleri, korkuları, kabusları da geliyor. Oyunun bir günceden uyarlandığını göz önünde bulundurarak oyunun çok ama çok ilginç olduğunu söyleyebilirim. Zor bir şey olmalı bence günceyi oyuna uyarlamak çünkü tamamen kişinin iç dünyası ile ilgili, sahneden uzak ama edebiyata yakın.  Ama öyle düşünmüşler ki Anna’nın iç dünyası kulaklarımda yankılandı uzunca bir süre. Oyun gerçekten çok başarılıydı. Kısaydı yaklaşık bir saat sürdü ve etkleyiciydi. Bittiğinde üzerimde ilginç bir his vardı, kesinlikle beğenmiştim ama bir yandan da sersemlemiş hissediyordum. Şimdi tekrardan düşününce oyunun tam kararında olduğunu söyleyebilirim. Araştırdığım kadarıyla kitapta Anna’nın çocuksu yanlarını, ergenliğini de görüyormuşuz ama tiyatroda daha çok savaş ve onun  Anna üzerine etkisini aktarmışlar, belki genç bir kız olarak Anna’yı daha çok görseydik, onu daha gerçekçi düşünebilirdik ama bu ana konudan uzaklaşmamıza neden olabilirdi.  Ayrıca oyunun atmosferine alışmak il başta zordu çünkü günlük hayattan çok farklı, absürt bir şeyler vardı sahnede (sahnede bile değil siyah odanın ortasında, alışılmışın çok dışında) ama oyuncuların başarısı ve sempatisi hemencecik çekiyordu insanı oyuna.

Anlayacağınız üzere oldukça beğendim oyunu, Altkat Sanatta daha önce Dönüşüm’ü izlemiştim ve bu oyundan biliyordum o sahnede ortaya ne kadar güzel bir iş koyduklarını. Anne Frank’ı izleyince hemen Dönüşüm’le kıyaslamak istedim, açıkçası Dönüşüm’ü daha çok beğendim ama bambaşka konulara sahip bambaşka türden kitaplar, o yüzden mukayese etmemek daha doğru olur. En nihayetinde oldukça mutlu hissediyorum böyle sarsıcı ve başarılı bir oyunu izleme fırsatı yakaladığım için.

Etkinlik Bilgileri

 

27 Ocak 2019

Don Kişot’um Ben

İstanbul, Maslak, Uniq Hall

27 Ocak günü Uniq Hall’de seyretmiş olduğum “Don Kişot’um Ben” oyunu, Cervantes’in eseri Don Kişot’un sahnelere ve günümüze çok keyifli ve bol alt metinli bir uyarlaması. Kalabalık kadrosuyla Emrah Eren’in yönetmenliğini yaptığı bu oyunda Ozan Güven “mahzun yüzlü şövalye” Don Kişot’a, Günay Karacaoğlu ise kadın olarak karakterize edilmiş silahtarı Sancho Panza’ya hayat veriyor. Diğer karakterleri ise Nazlı Tosunoğlu, Ömür Arpacı, Serhan Ernak, Nur Erkul, Dilşad Bozyiğit, Diren Polatoğulları, Enis Aybar, İbrahim Aladağ, Tuğba Eskicioğlu ve Kamran Velicanov canlandırıyor.

Oyunda, ana karakter Alonso Quijano, okuduğu şövalye romanlarından etkilenerek delirir ve kendini Don Kişotadıyla şövalye ilan eder. Kötülüklere karşı savaşması ve sevdiği -aslında hayallerinde yarattığı- kadın Dulsinya’yı kurtarması gerektiği için ev halkına yola çıkması gerektiğini söyler. Duruma engel olamayan ev halkı ve rahip, yolculuğa yalnız çıkmaması için silahtara ihtiyacı olduğuna ikna eder; kadın hizmetkarlardan birini silahtar olarak tanıtırlar. Don Kişot, Sancho Panza adıyla hitap ettiği, yolculuğa pek de sıcak bakmayan hizmetkara vali olma vaadi verir; böylece kafasında tas, üstlerinde emanet zırhlarla, at ve eşekle yola koyulurlar. Yollarına çıkan engeller Don Kişot için ya “önemsiz bir ayrıntı”dır ya da büyü nedeniyle farklı görünüyordur. Yolda ikiliye sataşan insanlarla Sancho Panza mücadele ederken, Don Kişot yel değirmenlerine, şarap fıçılarına saldırır. Maceraları boyunca birçok absürt durum yaşasalar da “Normal” olan diğer karakterlerin oynadıkları oyunlarla daha absürt durumlara düştüğünü mizahi ve alaycı anlatımla sıkça görüyoruz. Feodalizmin yıkılış döneminde devrimsel değişiklikler yaşanırken mevcut değerlerin geçerliliğini yitirmesine rağmen toplumun tutuculaşması, doğru olarak bilinenin değil de kendi doğrularının ardına karalılıkla ilerleyenin, sorgulayanın, aykırının ise deli olarak tanımlanması resmedilerek toplumun eleştirel çözümlemesi yapılıyor. Bu özelliği ile aslında sürekli dönüşüm içindeki toplumlara her zaman hitap eden, zamansız bir anlatıma sahip. Don Kişot’un Nazım Hikmet Ran’ın Vatan Haini şiirinden alıntı yapması, arada Türkiye’den örneklere atıf yapılması seyirci üzerinde ortak geçmiş hissiyatı yaratıp etkiyi artırıyor. Konusu ve örgüsü itibariyle seyirciyi kendine çeken oyun, oyuncuların performansı, karakter yorumu ve aralarındaki sinerji ile de bir o kadar seyirciyi sahneye bağlıyor. Cervantes’in romanında kurmaca içinde olduğunu okurlara hissettirdiği söylem oyunda da kendini gösteriyor. Don Kişot oyunun içinde, yaşadıkları kaleme alınsa ilk modern roman olacağından bahsediyor; aslında oyundan çıkıp seyirciyle sohbet ediyor, seyirciyi dahil ediyor.

Oyunu, kostüm tasarımı, koreografiler, dekor, sahne kullanımı, ışıklandırma ve tüm kadronun müthiş oyunculuğuyla oldukça başarılı buldum. Perde açılmadan çalan müzikler bile özenle seçilmişti, oyun içeriğine yönelik atıflar yapan parçalar dinletildi. Bütünüyle, bol öğretili, çok keyifli bir deneyimdi.

Etkinlik Bilgileri

 

15 Şubat 2019

Talimhane Tiyatrosu - Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi

İstanbul, Kadıköy, Oyun Atölyesi

Ağzımı açık izlediğim oyun. 75 dakika gibi kısa bir sürede ne kadar çok şey anlatılabiliyormuş bunu gördüm. Daha önce kafa yorduğum ama pek bir sonuca varamadığım bir konuya sahipti oyun.  Toplam üç sahne, üç yatak ve farklı zaman dilimlerinde geçen oyunda Türkiye'ye ne hayallerle gelen ve sevgilisi sandığı adam tarafından fuhuşa zorlanan, pasaportuna el konulduğu için kaçamayan, pezevengiyle sonuç vermeyecek anlaşmalar yaparak özgürlüğüne kavuşmaya çalışan kadını konu alıyor oyun. Anlayacağınız, bildiğimiz oyunlara hiç benzemeyen bambaşka bir oyundu. Ve de her şeyiyle hakkını vermişti. Gözümü kırpmadan, dikkatim dağılmadan izledim tüm oyunu, dekorun sadeliği, az sayıdaki oyuncular, müzikler, geçişler ve ışık her şeyiyle çok başarılıydı. Oyuncu performansları ise daha da iyiydi. Başroldeki Dijana'yı canlandıran Esra Bezen Bilgin'in oyunculuğu özellikle çok etkileyiciydi. Cesaret gerektiren ayrıca yabancı olmasından kaynaklı kırık bir Türkçe gerektiren bir rol var ortada ve Esra Bezen Bilgin bunu o kadar iyi başarmış ki onun gerçekten Ukrayna'dan gelmiş seks işçisi olduğuna inandım.

 

"Önce bir boşluk oldu kalp gidince, ama şimdi iyi." diyor kalp nakli olmuş küçük kız. Dijana da hissizleşmiş ama dağ gibi yüreğiyle gazetede bu haberi görünce etkilenmiş, hayranlıkla anlatıyor. Oysa asıl o hayran olunması gereken kişi. Oyunun adı da bu gazete haberinden geliyormuş. İlk başta oyunun adını duyunca komik gelmişti açıkçası ama şu an oyunla ne kadar örtüştüğünü ve ne kadar yerinde bir isim olduğunu anlıyorum. Dijana hep bizimle konuşuyor; neler yaşadığını anlatıyor, neler yaşamış olduğunu ve ileride nelerin olacağını, hayallerini söylüyor bize. Ara sıra da tiratlar atıyor, "düşünüyorum" tiratı gibi. Bunları yaparken bir yandan içinden çıkan prezervatiflerin çetelesini tutuyor, kazandığı parayı hesaplıyor ve ne kadar daha kazanması gerektiğini. Kafası sayılara basıyor, ya her fırsatta bunu hatırlıyor ve hatırlatıyor. Özgürlüğüne kavuşup kızının yanına gitmek için gün sayıyor, onunla nasıl denize gireceklerinden, nasıl mutlu olacaklarından bahsediyor. Her şey o kadar allak bullak olmuş ki kadının kafasında, oyuna da  tamamen yansıyor bu, zaten tek anlatıcımız kadın olduğu için o ne derse biz inanıyoruz, sonradan kan donduran bir sahneyle anlıyoruz kızının hiç doğmamış  olduğunu, ama yine de onun için mayo çalabiliyor bunu da kabul ediyoruz.

Oyuna dair tek olumsuz eleştirim, sahne geçişlerinin biraz uzun sürmesiyle ilgili olacak. Özellikle 2.sahneye geçiş arasında, oyun tüm heyecanıyla devam ederken uzunca bir süre bekledik Dijana geri gelsin hikayesini anlatmaya devam etsin diye. Bu bekleyiş mazur görülebilir aslında, hele tüm oyun sahnede kalınıp aralıksız monolog yapıldığı düşünülürse.

Sonuç olarak bu oyunu izleme fırsatı edindiğim için çok mutluyum, yıllardır sahneleniyor olmasına rağmen keşke daha önceden bilseydim, izleseydim diyorum. İzlediğim en iyi oyunlar listesine ekleyeceğim bu oyunu en ön sıralardan, keyifli bir şekilde izlememi sağladığı için Kumbaravan'a (ve Talimhane Tiyatrosuna) çok müteşekkirim.