Kullanıcı Adı

Şifre

Şifreni mi unuttun?

Giriş Yap

Damla'nın Duvarı

Damlanur Kırarslan

Boğaziçi Üniversitesi

Psikoloji

Hazırlık

Etkinlik Bilgileri

 

07 Kasım 2018

Kılçık Mekan - İstanbul, Kadıköy

Hayal Mesaisi Doğaçlama Turnuvası

Öncelikle kültür sanat bursuma böyle bir oyunla başlamak çok hoşuma gitti. Daha önce hiç doğaçlama performans izlememiştim, çok eğlenceli bir şey olduğunu öğrendim. Çünkü seyirciler de oyunun bir parçasıydı, bizim fikirlerimiz, oyuncuların yorumlayışları ve de tüm bunların yarışma konsepti içinde olması oyunu daha da eğlenceli hale getiriyordu. Aslında oyun, bize çok yabancı olmayan, her gün televizyonda gördüğümüz skeç  programlarına benziyordu ama bunu bir çarşamba akşamı, tatlı bir tiyatro sahnesi önünde, küçük bir seyirci topluluğuya birlikte izlemek çok daha samimi bir atmosfer yaratıyordu. Oyuncuların amatörlüğü ve tiyatroyu hobiymişçesine yapmaları beni ilk önce şaşırtmıştı fakat sonradan araştırınca gördüm ki oyuncular gerçekten de tiyatroyu hobi olarak yapan aslında başka mesleklere sahip kişilermiş. Bu da daha önce bahsettiğim samimi atmosferi pekiştiren bir etkendi çünkü jurinin yorum ve eleştirileri sayesinde oyuncular da bizimle birlikte işin inceliklerini öğreniyorlardı. Hem buna  rağmen oyuncuların yaratıcılığı ve oyunun doğaçlama olmasından kaynaklı asla durağan olmaması, her an yeni ve beklenmedik durumların oluşması ve bunları izlemek gerçekten çok keyif vericiydi. Böyle bir etkinliğin parçası olmamı sağladığınız için çok teşekkür ederim:)

Etkinlik Bilgileri

 

30 Kasım 2018

DARA

Profilo Kültür Merkezi - İstanbul, Mecidiyeköy

Hayatımda izlediğim en etkileyici şeylerden biriydi bu oyun. Oysa gayet klişe bir konuya sahipti. Ama o kadar etkilendim ki oyundan ayrılırken midemde bulantılar hissediyordum.

Genç yaşta, anne babası ölmüş bir başına kalmış, abla ve kardeşin hikayesiydi konu, özellikle de kardeşin. Hayat şartları zor ve yıpratmış onları. Başlarını sokacak yuvayı ablanın sevgilisinde bulmuşlar. Böylelikle üçü yeni bir aile oluşturmuşlar ama biraz ilginç bir aile. Özellikle abla kardeşin arasında cevaplanmamış sorular var, ortam bu sorular yüzünden bir an geriliyor sonra her şey tatlıya bağlanıyor, erteleniyor sorunlar. Ama hayatın diğer zorlukları baş gösteriyor sonra, ablanın ve sevgilinin bir hayali var; restoran açmak Çiçek'se ( bahsettiğim kardeş) her zaman hayatı dalgaya alan bir karakter olarak pek oralı olmuyor. Ablayla (Burcu) sevgilisi (ne yazık ki onun adını anımsayamadım) ise gayet istekliler bu konuda hatta paralarının tamamını bu uğurda harcamışlar ve heyecanla bekliyorlar onları kurtaracak, hayatlarını düzeltecek restoranın açılmasını. Ama tefeciler ve hem tefecileri hem de arkadaşlarını dolandırıp yurt dışına kaçan bir ortak devreye giriyor bu noktada. Artık bütün oklar Burcu'nun sevgilisine çevriliyor, intikam alınacak kurban olarak o seçiliyor. Ama o kurban o kadar vicdansız ki tefecilerin daha ilk tehdidinde değerli canını kurtarmak için bir yolunu bulup para bulmak ya da kazanmak yerine kolay yoldan, elini bile kıpırdatmadan bir teklif sunuyor ortaya. Sevgilisinin kardeşini pazarlamak istiyor, Çiçek'i borçlarının silinmesi karşılığında tefeciye bir gecelik ödünç veriyor(!) Tefeci bile bu teklifi Çiçek'in açısından değerlendiriyor ilk, sonraysa kabul ediyor.

Bu andan sonra oyundaki tüm karakterler düşüncelerimizin aksinde davranıyor. Abla itiraz etmiyor, sevgili yüzsüzce Çiçek'e durumu anlatıyor ve Çiçek kabul ediyor. Böyle davranmalarının altında pek çok neden yatıyor. Sevgili için hangi neden yattığını bilmiyorum, yorumlamaya çalışmak da istemiyorum açıkçası. Ama Burcu ve Çiçek için bazı gerekçeler var. Burcu yıllarca Çiçek'i ve Çiçek'in ilgi odağı olmasını sağlayan hastalığını kıskanmış, o kadar kıskanmış ki bu onun Çiçek'e karşı nefret duymasına sebep olmuş. "Sen benim annemle babamı çaldın, sevgilimi de çalmana izin vermeyeceğim." diyor Çiçek'e. Çiçek'se yıllarca hastalığını yenmeye çalışmış, mücadeleyi kazanınca da ailesini kaybetmiş ve tek sahip olduğu varlık olan ablasını da kaybetmemek için teklifi kabul ediyor. Herkes son çare bu durummuş ve buna mecbur kalmışlar gibi davranıyor ama içten içe durumu benimsiyorlar bence çünkü çözüm aramaya çalışmıyorlar, dayatmaları kabul ediyorlar ve hatta dayatmaları kendileri yaratıyorlar oysa tek seçeneği kabul etmeyip çözüm arasalar bulabilirler.

O gece geliyor. Çiçek kızgın, şaşkın ve çaresiz. Tefeci, Kömür, bile şaşkın. Oturuyorlar, konuşuyorlar. Daha doğrusu Kömür konuşuyor Çiçek'e baktıkça. Böyle adalet olmaz olsun diyor. "Bizim köyde teraziyi dengelemek için konulan taşa dara denir fakat bu sefer dara bir taş değildi, bir çiçekti. Çiçek bile teraziyi düzeltemedi."

Epey geniş bir özet geçtikten sonra hikayenin geri kalanını paylaşmamayı tercih edeceğim. Çünkü ne bir daha anımsamak istiyorum ne de izlemek isteyenler için sürprizin tam anlamıyla bozulmasını. Umarım bu oyunu izleyenler ve izlemek isteyenler çoğalır çünkü bir cuma akşamı bu kadar kaliteli olan bu oyun hak ettiğinden çok daha az seyirciyle birlikteydi. Oysa bütün oyuncuların performansları, senaryo ve kurgu tek kelimeyle muhteşemdi. Perde geçişleri, müzikler, müziğin sesi, dekor (özellikle masa örtüsü, sürahi ve çiçek) her şey o kadar oyuna uygundu ki, oyunun etkisi bu detaylarla tamamlanıyordu.

Oyun başlamadan önce oldukça hasta hissediyordum, gözlerim kapanıyordu ama buna rağmen oyun başladığı andan itibaren 2 saat boyunca gözümü kırpmadan izleyebildim. Trajikomik anlar, mutluluk ve acı art arda bazen de aynı anda yaşanıyor tüm yoğunluğuyla hissediliyordu. Baya kendimizi izliyorduk ilk başta, bizim salonumuzdan bir sahne canlanıyordu karşımızda sonra yavaş yavaş işler değişti işte. Seyirce rahatsızlık vermeyi amaçlamışlar bu oyunla çok da güzel başarmışlar bence. Oyunda emeği geçen herkese ve izlememe vesile olan Kumbaravan ekibine gönülden teşekkür ediyorum.

Etkinlik Bilgileri

 

25 Aralık 2018

Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Alt Kat Sanat - İstanbul, Kadıköy

Tarihte en ilgimi çeken konulardan biridir 2. Dünya Savaşı, muhtemelen pek çok insan için de daha ayrı bir yerdedir bu konu. Küçüklükten beri bu konuyla ilgili ne varsa okunacak, izlenecek tüketmişimdir hepsini. Ama biri hariç. Anne Frank’ı nasıl gözden kaçırdım, unuttum; bilemiyorum.

Normalde kitabı okurum sonra filmini izlerim bu sefer hayal gücüm tam tersi yönde çalıştı. Şimdi Anna’yı hayal ederken aklıma, onun ete kemiğe bürünmüş düşünceleri, korkuları, kabusları da geliyor. Oyunun bir günceden uyarlandığını göz önünde bulundurarak oyunun çok ama çok ilginç olduğunu söyleyebilirim. Zor bir şey olmalı bence günceyi oyuna uyarlamak çünkü tamamen kişinin iç dünyası ile ilgili, sahneden uzak ama edebiyata yakın.  Ama öyle düşünmüşler ki Anna’nın iç dünyası kulaklarımda yankılandı uzunca bir süre. Oyun gerçekten çok başarılıydı. Kısaydı yaklaşık bir saat sürdü ve etkleyiciydi. Bittiğinde üzerimde ilginç bir his vardı, kesinlikle beğenmiştim ama bir yandan da sersemlemiş hissediyordum. Şimdi tekrardan düşününce oyunun tam kararında olduğunu söyleyebilirim. Araştırdığım kadarıyla kitapta Anna’nın çocuksu yanlarını, ergenliğini de görüyormuşuz ama tiyatroda daha çok savaş ve onun  Anna üzerine etkisini aktarmışlar, belki genç bir kız olarak Anna’yı daha çok görseydik, onu daha gerçekçi düşünebilirdik ama bu ana konudan uzaklaşmamıza neden olabilirdi.  Ayrıca oyunun atmosferine alışmak il başta zordu çünkü günlük hayattan çok farklı, absürt bir şeyler vardı sahnede (sahnede bile değil siyah odanın ortasında, alışılmışın çok dışında) ama oyuncuların başarısı ve sempatisi hemencecik çekiyordu insanı oyuna.

Anlayacağınız üzere oldukça beğendim oyunu, Altkat Sanatta daha önce Dönüşüm’ü izlemiştim ve bu oyundan biliyordum o sahnede ortaya ne kadar güzel bir iş koyduklarını. Anne Frank’ı izleyince hemen Dönüşüm’le kıyaslamak istedim, açıkçası Dönüşüm’ü daha çok beğendim ama bambaşka konulara sahip bambaşka türden kitaplar, o yüzden mukayese etmemek daha doğru olur. En nihayetinde oldukça mutlu hissediyorum böyle sarsıcı ve başarılı bir oyunu izleme fırsatı yakaladığım için.